Olan biten

Kandil'den duman bekleniyor

Hükümetle İmralı ve Kandil arasında yürütülen görüşmeler Papa seçimlerinde uygulanan yönteme benzer şekilde götürülüyor. Müzakere süreci, "esrarengiz devlet"le "Çekirdek PKK" arasında şahsi diyaloglar halinde ilerliyor. BDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş, kapalı kapılar ardında konuşulanlardan haberdar olmadıklarını haberdar edilmek gibi bir ısrarlarının da olmadığını söyledi.

Demirtaş Newsweek Türkiye'ye verdiği demeçte, "Temel politikası Kürt sorunu olan partinizin süreçten habersiz olması sizin için eksi puan değil mi?" sorusunu, "Devletin Öcalan veya Kandil’le nasıl görüştüğü, neler konuştuğu ve neler yapıldığını illaki bilmek gibi bir derdimiz yok. Tüm bu görüşmelerden sonra bir uzlaşma çıkacak mı çıkmayacak mı? Sonucu merak ediyoruz. Dolayısıyla hükümetin bizi bilgilendirip bilgilendirmediği hususuna fazla takılmıyoruz." diye cevapladı. 

Demirtaş, BDP'nin bilinenler dışında hükümetle resmi veya gayrıresmi herhangi bir teması olmadığını söyledi. 

Demirtaş'ın sorulara verdiği yanıtlara erişmek için tıklayın

Yorum yerine


Son zamanlarda okuduğum en tatmin edici söyleşi.

Şu sonuçları çıkarıyorum:

PKK, "onlar için ve onlar adına" diye varlığına gerekçe gösterdiği, kitle desteği ihtiyacını karşıladığı Kürt ulusundan uzakta ve gizlice pazarlık ediyor. Savaş sonrası müzakereleri gibi bir atmosfer var. Kimin ne kadar yendiği tabeladaki skorla ölçülüyor. Muhtemelen PKK, tabelayı "gollü beraberlik" diye okumak istiyor. Devlet tarafını bu sonuca ikna edemediği zamanlarda, maçın tekrarlanması blöfüne başvuruyor.

PKK'nın pazarlık önceliklerini örgütsel çıkarların oluşturduğu anlaşılıyor. Öyle olmasaydı, tam da bu müzakere ortamında, küçücük bir işaretiyle harekete geçirmeye muktedir olduğu kamuoyunun eskisinden bile daha enerjik desteğine ihtiyaç duyar ve onları hem kendi talepleri hem de devletin tutumu konusunda açık kanallardan bilgilendirirdi. Bilgilendirme kanallarının kullanılmaz halde olduğu görüşmelerin içeriğini gizlemek için sığınılmış, temelsiz bir mazerettir.

BDP, müzakereler sürecinden dışlanmasını beklenmedik bir gelişme olarak karşılamıyor. Utangaç bir mızmızlanmanın ötesine geçebilecek bir itiraz söylemiyor. Hatta KCK yargılamalarından haykırış bekleyenleri hayal kırıklığına uğratma phasına, ortalıkta fazla görünmemek gibi temkinli bir tavrı içine sindirmiş görünüyor.

Devlet tarafının müzakereleri "devlet esrarı" perdesinin arkasına gizlemeye çalışmasında bir tuhaflık yok. "Devlet esrarı" gibi bir opsiyonu elinde bulundurmasına rağmen, -göstermelik de olsa- mecliste kapalı oturum yapması, konunun her platformda bolca konuşulmasına izin vermesi gibi gelişmelere bakarak, hükümetin hiç de karşı taraftan daha ketum davranmadığını söyleyebiliriz.

AKP'nin müzakere stratejisi ile devletin stratejisi arasında mevzi farklar teşhis ediyorum. AKP stratejisinin Kürtlerin oylarını kazanmaktan ileri bir menzili yok. Bunun için müzakere sonrası dönemde PKK'nın tasfiyesini, o mümkün olmuyorsa itibarsızlaştırılmasını takiben ortaya çıkacak yeni arayışlar dönemi için hazırlık yapılıyor.

Devlet eliyle palazlandırılmış olmasının da bir kefareti olarak referandumda "evet" demiş, Kürt burjuvazinin "demokratik talepler"le ortaya çıkmaya başlaması, örgütün bölge politikalarındaki inisiyatifini bugüne kadar görülmemiş biçimde parçalamaya aday bir hareket olarak not edildi. İşadamı kılığındaki bir takım zevatla teknokrat terminolojisiyle konuşan bir kısım elitin bu "barış sevici" hareketi, Diyarbakır Belediye Başkanı'ndan açık destek görmüştü. BDP'nin de burjuvazinin paralelindeki bu türden sivil girişimleri açıkça mahkum etmeye cesaret edemediği görülüyor.

Belli ki bu kıpırdanmalara, yeni dönemin Kürt siyasetindeki merkezi aktörler gözüyle bakılıyor. Öyle görünüyor ki yeni dönemde siyasi nüfuz, geleneksel aşiret blokları yanısıra bu türedi tipler üzerinden pay edilecek. BDP, yeni eksenlerin partiyi kestiği çizgilerden çatlayarak parçalanmak istemiyorsa, kendi payını almak için önce bir "Kürt merkez partisi"nin gerekleri doğrultusunda dönüşmek, ardından da kulvarın başına gelerek rakipleriyle yarışmak zorunda. Retoriğinde yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve bölgesel özerklik temalarının vurgulu biçimde seslendirilmesi, PKK sonrası dönemde BDP'nin KCK ve öteki kapsayıcı çatıların mimarisinde Kürt CHP'si rolüne hazırlandığının işaretleri olarak görülebilir.

Bütün bu olan bitene "devlet" sıfatıyla dahil olan aktörün stratejisin nasıl gizlendiği, bu stratejinin içeriğinden daha önemli. PKK'nın silahlı gücünün önlenemez ve engellenemez bir tehdit olarak yutturulması sayesinde gizlenebilen bir strateji bu. Gerilla aslında hiç bir dönemde Genelkurmay'la savaş performansı yarıştırabilecek kapasitede değildi. Savaş, iki taraf için de, ihtiyaç duyulduğu zamanlarda zafer kazanma duygusu eksikliğini gideriyor. Şüphe yok ki bugün askeri denge PKK aleyhine iki kat kötüleşmiştir. Buna karşılık görüşmelerin "ateşkes", "eylemsizlik", "müzakere" gibi savaş sonrası dönemin terminolojisine bandırılarak yürütülmesini, masada rezervasyon yaptırmış değişik temsil profilleriyle açıklamak lazım.  


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.